Ah kendime söylediğim ilk şey bu mu olsa ki:)) pek tatlı, pek içten hemen de yüzüm gülüverdi.. Bugün sakin, huzurlu, dinlendirici ve sıcacık bir cumartesi… Bir kedi kadar huzurlu ve keyifliyim. O örnek kedi benim için Shanti ya da diğer isimleriyle şantiko, şantik, bumbum, buuum, bumik, fıstııık-baal… Ne de çoook… Hepsini de biliyor güzel kızım benim çünkü hepsini aynı niyetle çağırıyorum şefkat, sevgi, annelik, bebeklik, dostluk karması bir ses. Zaman zaman alışkanlığa dönüştüğünde içindeki ışık zayıflasa da ona seslenmek içimde hep bir şeyleri canlandırır. Takma isimler konusunda oldukça yaratıcı olmaya başlamam biricik Ayşegökçibo sayesinde oldu. Kendisi insana şefkatini yansıtmak için cesaret ve ilham verir. Şefkat ve ışık dolu güzel yüzü ve gözleri nsanın içini açar:))  Gühi, gühiko, gübi der bana.. Bir de en küçücükken babaannemin bana seslenişi “güheri” var…Pek, pek çok severim annemin böyle seslenmesini… Ah ne tatlı ne sevgi dolu… İsminizi birisi içine kendinden birşeyler katarak dönüştürdüğünde, zorlamadan ama, ne tatlı olur. Tıpkı bugün gibi tatlı ve keyifli:))  İşte başardım!! döndüm dolaştım ve bugünün tatlılığına geri geliverdim!!! İşte biricik vishudda çakramı toparlayışım. Çakralarla ilgili çok ama çok konuşacağım. Lakin onları anlamak, kendini anlamak ama bu bambaşka upuzun bir yazı dizisinin konusu. Şimdilik bu vishudda çakrayı toparlamakla ne demek istediğimi küçücük anlatayım.

Efendim şöyle ki, boğaz çakrası olan bu güzelim enerji alanında zayıflık ya da aşırılık varsa bu dikkatin dağınık olmasına sebep olurmuş. Az önce örneğini sergilediğim gibi… Kişi kendi lafında kaybolur; “ay ben ne diyordum ki” diye başka alemlerden geri dönmeye çabalarmış sık sık.. Bir de aynısı başka birini dinlerken zihnimizin alıp başının gitmesi olarak yaşarız sıklıkla amma ve lakin o nispeten idare eden bir durumdur. Kendi kendinizi dinlemekte bile zorlanmak biraz daha dengelenme ihtiyacı demekmiş. Öte yandan insanın aklına hemen geliveriyor, zaten hep kendimizi dinlemiyor muyuz ? diye. Bu yazıyı okurken bile… Ne yaparsak yapalım.. Ama bu dinlemenin farkında olmak gibisi yoktur… Derseniz ki peki nasıl düzelecek bu çakra meselesi… İlk aşama dinlemek! Ama sakin, huzurlu, huşu içinde bir dinlemek… Ne büyük lütuftur o insana, huzurla, sükunetle ama sahiden dinlemek kendi huzuruna bile dalıp gitmeden… Küçücük bir hatırlatma neyi veya kimi dinlediğinizin önemi yok. Sadece dinlediğiniz kendiniz bile olsanız lütfen duyduklarınızı hoşgörüyle ve yalın haliyle, oldukları gibi duyun… Cızırtı olmadan, yargılamadan, değerlendirmeden ve kendinizi kaptırmadan:))… O zaman son söz gelsin. Güzel dinlemeli, dinlenmeli:)))) mutlu bir güne hoşgeldiniz. Beni duyan kalbiniz için şimdiden teşekkürler. Sevgiyle… Gönül gözünüz hep açık olsun..

Advertisements