Her şey yavaş yavaş çözülüyor, bugün meleklerle iletişim için meditsdyonumun ikinci günüydü:)) çok ama çok keyifliydi. Öyle ki aslında sadece iki günde içimdeki korkunun kaybolup gidişini izledim. Dün “emerging” kartı geldi ve dedi ki evet işte başlıyor ışıldamaya ve bugün de new beginnings ve signs. Özellikle signs çok tatlı çünkü işaretler aslında zaten verildi. Meditasyonun kendisinde.

Açık konuşmak gerekirse bu noktaya nasıl geldim bilemiyorum sanki bir şekilde yoönlendirilmiş gibi hissediyorum. Esas yapmayı planladığım çalışma çakra meditasyonlarıydı ki hala öyle:)) Fakat bu meditasyonlara başlamak beni ara ara ürküten ve kendimde, algılarımda korkuyu tetikleyen bir yan olduğunu görmeme sebep oldu. Ya da daha açıkçası spiritüel deneyimlerin ürkütücü olabileceği gibi bir içsel inancım olduğunu fark ettim.

İşte tam da bu noktada bir şekilde meleklerle ilgili Ayşe kızla konuşmuş olduk ve oradan da melek kartlarımın yönlendirmesiyle melek meditasyonu yapmaya başladım. Aslında normal meditasyondan hiç bir farkı yok yalnızca biraz daha içeriyi görüp algılıyor insan. Açıkçası ben bunun nadayı duymak için yaptığımdan farklı olmadığını yalnızca birisini daha zihinle birisini ise daha farklı bir bakış açısıyla yaptığımı fark ettim..

İşte bu da bilim insanı olmanın zorluğu sanırım…

Benim gerçek anlamda iki farklı kişiyi birlikte barındırdığımı biliyorum (gerçi belki çok daha fazledır sayısı:)). Biri okur, öğrenir, araştırır her konuyu mantık ve bilim çerçevesinden bakarak inceler, açıklamaya çalışır. Bunda gerçekten hiç bir sakınca yok. Zor olan kısım şu ki bu bilim kadını gördüğüne, ölçtüğüne, aklına iyice yatana inanır. Özetle eğer meditasyonu yapan o olursa o kadar ciddi ve o kadar statik oluyor ki kendimi, tüm algılarımı sınırlıyorum ve odaklanmada yardımcı olmasına rağmen duygusal hareketleri kapatıp kenara atmaya neden oluyor ve elbette olabilecek farklı algılar da bu kişiliğimde korku ve ne yapacağını bilememeye sebep oluyor. Yani özetle meditasyonu yapanın biraz daha açık fikirli, bilge ve spiritüel tarafım olmasına ihtiyacım var bununla başedebilmek için.

Sanırım tüm bu sebeplerden dolayı şu an sabahları yaptığım melek meditasyonlarıyla başlamak en güzeli. Yaptığımın genelde yaptığım oturup sakince dinlemekten tek farkı ise şu bir bağ kurmaya açık ve niyet ederek kalbimle oturuyor olmak. Eğer çakra meditasyonlarını bu bilge ve sevgi dolu içsel parçamla yapabilirsem o zaman her şeyin su gibi akacağına inanıyorum…

Gördüklerim, hissettiklerim ne bilmiyorum onlara istermelek diyin, ister kendi varlığımızın tanrısal yanı, ister kozmik bilinç ve sonsuz sevgi kaynağı, hepsi aynı, hepsi bir. Ama ben onların Tanrısal parçamla iletişim için aracı olan, ışık dolu yollar, eller, kollar ve varlıklar olduklarına inanıyorum. Bilimsel Güher henüz görmediğine inanmaz ama bilimsel olarak bazı şeyleri GÖREMEYECEĞİMİ bilir. Tıpkı hayvanların renkleri göremeyişi gibi… Bilimsel Güher bilir ki algı görcelidir, zaman görecelidir, madde sandığımız şey boşluk, dokunuyorum sandığımız şey ise enerji akışıdır. Hiçbir atom diğerine dokunamaz ve hiç bir yüzey de bir başkasına dokunamaz aralarında hep ama hep bir mesafe vardır. Peki biz neyi algılıyoruz parmak uçlarımızda? Etkileşimi? Yani biz zaten, bilimsel olarak da, birbirizime enerji alanlarımızla dokunuyor ve sarılıyoruz..

İşte bu yolculuk böyle başladı… Ben ve meleklerim… Artık konuşuyoruz.

Meditasyonlarımda yaşadıklarım bir başka yazının konusu olsun..

Her şeyin olduğu haliyle mükemmel olduğu bu güzel evren… Sana şükürler olsun..

Ve işte muhteşem bir melek deyişi “Hiç bir şey göründüğü gibi değildir!” “Yuvaya yolculuk kitabından:)”

Melekleriniz yolunuzu aydınlatmaya devam etsin ve unutmayın “Hiç bir şey göründüğü gibi değildir..”

Advertisements