Bruno Gröning, mucize şifacı, ya da bir fenomen. Ben Onun 1906-1959 yılları arasında yaşamış muhteşem varlıklardan biri olduğunu bu sene öğrendim. Yaşadığı yıllar gözönünde bulundurulunca Tanrı’nın zor durumlar için insanlara yardım etmekte bambaşka kişilerle varlığını hissettirdiğini düşündürdü bu bana. İki büyük dünya savaşı boyunca yaşamıştı Gröning insanlara Tanrı’nın, iyiliğin, doğruluğun şifasını yaşatmak için. Onun için çok ama çok güzel bir tabir vardı sanırım şöyle bir şey “çok büyük bir sevgiyle iyileştirebilme gücü”. Karizmatik ve kısa boylu bir adam, bakışları derin ve anlamlı, kalın bir boynu ve çok güzel bir gülümsemesi var Gröning’in. Atatürk bize gelmiş muhteşem bir “Devlet Adamı” avatarıysa, Bruno Gröning de tüm insanlığa gelmiş bir şifa avatarı ve Einstein da bir bilim avatarı sanırım… Ama bu savaş dolu ve aynı zamanda da bir yönüyle büyülü dönemin içinden Bruno Gröning’le devam edeceğim ben.

O daha 2.5 yaşındayken çevresindekilere şifa getirmeye başlamış doğuştan bir şifacı. 2.5 yaşında evden kaçtığında günlerce doğanın içinde yuvasında hissetmiş kendini ve Tanrı’nın sevgisiyle dolmuş içi yaban domuzlarıyla ve doğal olarak vahşi ve çekingen olan hayvanlarla arkadaş olmuş kolaylıkla. Doğa onun evi olmuş, Tanrı da ailesi, yuvası. Her çiçekte her varlıkta Tanrıyı hissetmiş Bruno ve onu bulfuklarında evine dönmek istememiş. Ailesi ondan, biraz garip bir çocuk olmasından muzdaripmiş ama annesiyle hastane ziyaretmerine gidermiş. Hasta insanlar onu hep yakınında istermiş. O da hasta insanlara çekilirmiş. Çok uzun süreler değil kısa sürelerle görürmüş insanları.

Bruno Gröning evden kaçışının sonucunda ailesi tarafından dayak yediğinde bedeninde morluklar olduğunu ama hiç acı hissetmediğini söylüyor. Daha sonra yaşamı evden ara ara kaçtığı bir hal alır kendini yuvasında hissettiği orman çok çekici geldiği için. Yine çocukluğunda büyükannesini ölüm döşeğinde zannederlerken başına gidip şöyle der “Büyük anne sen henüz ölmeyeceksin, artık iyisin” ve bu sözlerle iyileşir büyükannesi ve böyle daha bir çok olay yaşanır o zmaanlar bile.

Bruno Gröning’in öğretisinin ilk adımı Tanrı’ya inanmakla başlıyor. Ortaya çıkan tüm şifanın da yalnızca ve yalnızca Tanrı’nın şifası olduğunu söylüyor. O yalnızca bir transformatör. Tanrı’nın şifa enerjisini direk haliyle alması, taşıması, kaldırması zor olan insanların bedenlerine uygun hale getirip akmasına yardım ediyor. Şifanın kendisinden geldiğini asla ama asla söylemeyen Bruno Gröning yalnızca bir aracı olduğunu tekrar tekrar dile getiriyor ve hiç bir zaman para kabul etmiyor ve diyor ki para kabul edersem bu yetenek benden alınır. Kötülük yapan insanlarla bir arada olduğu da oluyor ve bunun bilincinde olduğunu, onlara yardım etmek için bir şans vermek için onları yakınında tuttuğunu söylüyor. Bir peygamber veya bir mesih olmadığını fakat Tanrı’nın yardımcılarının yardımcısı olduğunu ve şifa vermek için bu dünyaya geldiğini anlatıyor.

Birinci dünya savaşı öncesinde henüz ortada hiç bir şey yokken (küçücük bir çocukken) evden ekmekleri alıp alıp toprağın altına biriktirmesini yaklaşan büyük bir savaş olduğunu söyleyerek açıklıyor. İkinci Dünya savaşını ve yaşamında başına gelen olayların, kendi ölümü de dahil olmak üzere, bir çoğunu önceden biliyor.

İkinci dünya savaşında askere çağrıldığında ve üniforma giydiğinde “Beni isterseniz savaş alanına koyun ama ben kimseyi vurmayacağım” diyerek barışın, iyiliğin yanında olduğunu her zaman belirtiyor. Rus esir kampında geçirdiği zamanlarda oradaki insanlara yardım etmeye devam eden Bröning, insanlarla bir arada olduğu ve onlara yardım ettiği için mutlu oluyor. Esir kampından dönerken Michell adındaki arkadaşına ilerde gazetelere çıkacağını binlerce insana şifa vereceğini söylediği zaman Michell ona “Senin kafanda bir tahta eksik” diyor. Aynı arkadaşının varlığını yıllar sonra hava kararmak üzereyken 10000 kişilik bir kalabalığın en arkasında, 20-30 kilo almış halindeyken hissediyor ve diyor ki “Michell burada! Michell burada!! Lütfen yanıma gel!” ve Michell şifa alması için getirdiği teyzesiyle beraber kalabalığın arasından Gröning’in yanına gidiyor. “Bana senin kafanda bir tahta eksik demiştin hatırlıyor musun Michell ?” diyor ve teyzeyi şifalandırıyor.

Bruno Gröning şifa için “bana verin” diyor “öfkelerinizi, hastalıklarınızı, korkularınızı bana verin, ben onları alırım. Her kötülüğü bana verin, ben onları temizlerim. Yeter ki vermek isteyin ben sizden alırım” diyor. Öldükten sonra yardım etmeye devam edeceğini ise “Bu bedenim ölebilir ama ben asla ölü olmayacağım; şifa vermeye ve insanlığın iyi olması için Tanrı’yla birlikte olup her zaman yardım edeceğim.” diyor.

Onun mucizeleri günümüzde de devam ediyor. Bruno Gröning Dostluk Çemberiyle tüm dünyada yapılan maddi hiç bir beklentisi olmayan toplantılarda ve her gün her çağıranın yanında şifası devam ediyor.

Peki mucizeler neler? Onun kendilerine şifa verdiğini ve bunun kalıcı olduğunu söyleyen söyleyen yüzlerce canlı tanığın dışında belgeselinde bir çok doktor eşliğinde yapılan araştırma ve gözlemler var. Almanyada bir çiftlikte 30000 kadar insanın onun şifalandırması için toplandığı videolar, resimler var. Tekerlekli sandalyelerini atıp yürümeye başlayan insanlar, her türlü ağrıdan, hastalıktan, körlük, sağırlık, vb. kurtulan insanlar. O kadar, o kadar çok ki… Binlerce insan günlerce onun kapısında bekliyor şifa için. Bunların içinde savaş gazileri, çocuklar ve daha bir çokları var.

Bütün bunların anlatıldığı dört-beş saatlik bir belgesel çekilmiş. Onun şifalandırdığı ve 80 yaşında hala sapasağlam konuşan insanlar var. Her birini izlerken gözyaşlarımı tutamadığım inanılmaz şifalar var.

Peki bu şifalar nasıl gerçekleşiyor? Bruno Gröning bu konuda kendisi şunu söylüyor “Nasıl olduğu bilimle açıklanamaz ama gerçekleştiği tespit edilebilir” ve hakikaten de bu tespitler yüzlerce doktorun imzaladığı raporlarda görülüyor. Bruno Gröning şifalandırdığı insanlardan yalnızca bunun için bir yazılı belge istiyor ve bu belgeleri dosyalıyorlar.

Bir örnek: vermek için tekerlekli sandalyedeki bir kızı odaya girip “Artık iyileştin, ayağa kalk! Sana ayağa kalk diyorum yürüyebilirsin” diyor. Ve kız gerçekten ayağa kalkıp yürüyor. Bu kadar basit. Kimi zaman daha uzun sürelerde şifa tamamlanıyor. Mesela bir kadın diyor ki keske kilo verebilsem Bruno Gröning bana bunun için yardım etse ve iki sene içinde 20 kilo veriyor.

İyileşmenin tek kriteri bunu seçmek, Tanrıya inanmak ve Bruno’ya güvenmek.  Hastalığı vermek istemek. Eğer hastalığınızın size ilgi, şefkat, sevgi gibi getirileri varsa örneğin vermek istemeyebiliyor insan işte bu durumda Bruno gröning diyor ki “Ben sizin izniniz olmadan sizi iyileştiremem, hastalığınızı sizden izinsiz alamam o zamn çalmış olurum” Ve ekliyor “Sağlık gerçek servettir”. İkinci dünya savaşından sonra depresyona giren bir adamın tekrar yaşam sevinci kazanması ve bu sevincin devam etmesi muhteşem bir şifa örneğiydi. Yani mutlu olmak, sevgide olmak…

Sanırım yeterince uzun bir yazı oldu ama Bruno Gröning anlatarak bitmez.

Bir sonraki yazıya kadar son olarak şunu eklemek istiyorum. Ben Reiki, Deeksha, melek meditasyonları gibi şifa veren harika teknikleri, NLP vb. gibi kişisel gelişim tekniklerini denemiş, yoga ve meditasyonu hayatının bir parçası haline getirmiş biri olarak daha önce bu kadar güçlü bir şifa deneyimlemediğimi söylemek istiyorum özetle. Ve Bruno Gröning’i tanımak beni çok ama çok şifalandırdı. İşte bu yüzden sizleri de onunla tanıştırmak istedim…

Tanrı’ya, Allah’a, kozmik bilince, Bir olana şükürler olsun ki bizleri muhteşem varlıklarla şifalandırıp yolumuzu aydınlatır…

Işığınız, şifanız bol olsun… Heilstrom, Einstellen…

Advertisements