Yıllarca her sabah istisnasız kahvaltı yapmakla ilgili bir tereddütüm vardır. Neden derseniz çünkü kendimi uyandığımda hiç aç hissetmem genelde. Ancak bir önceki akşam yemek yememişsem ve çok efor sarf edecek bir şey yapmışsam veya eskiden diyet yaptıım zaman hissettiğim bir şeydir sabahları acıkmak. Fakat bilinçaltımda kiloyla aşırı ilişkilendirdiğim için hep sabah, ozellikle de sekizden sonra uyandıysam “kahvaltı mı yapsam, meditasyon mu? yogayı acaba kısa mı tutsam? geç de oldu tüh!” gibi garip bir polemik yaşardım. Şimdi bakınca çok garip geliyor ama içinizde kilo vermek için çaba göstermiş olanlarınız beni daha iyi anlar sanırım. Kahvaltı yapmazsam bugün ne yesem kilo yapar veya buna yapar veya buna yakın bir inanç. İşin ilginç tarafı başka insanların sırf uzman ya da doktor oldukları için genellemeler yaparak söyledikleri bilgilere bu derece inanıp kendi bedenimizin bize bağırarak söylediklerini bir yana bırakıp; ruhumuzun ve bedenimizin gerçek ihtiyaçlarını görmemek ve dışsal bilgileri kabul etmek bir çeşit kendini ve özvarlğını yadsımak aslında. Elbette bunu doktorlara güvenmemek için söylemiyorum ama herkes ama herkesin o kadar tek ve kendine özgü bir varlığı var ki ( ki beden de bu varlığa dahil hem de nasıl ) (esasen tıp için bilimsel olduğunu söylemekte bir bilimkadını olarak zorlanıyorum çünkü bilimsel çalışmanın gübenilirliğinin ilk aşaması olan numunenin başlangıçta aynı olması durumunu ikiz kardeşlerde bile tam olarak gözleyemiyorlar yanılma payının bu derece yüksek olduğu çalışmalara da bilimsel demek oldukça zor)

Her neyse tekrar kahvaltıya geri dönersek:) bu “kahvaltıda bir şey yememe isteği” ile ilgili ilk iç açıcı yorum Franz Andriniden gelmişti benim için ayurvedik bedene göre kimi insanların sindirim ateşlerinin saat onda sonra yandığı (digestive fire) dolayısıyla da yemek için acıkmayı beklemenin en iyisi olabilceği ile ilgiliydi. Çok hoşuma gitmişti. Tabii gördüğünüz gibi yine de dışsal kaynaklardan beslenmeye devam ediyorum bu noktada da. Fakat bu konu benim bilgi dağarcığıma girmesine karşın hayatıma girememişti çünkü bir evde birileri kahvaltı yapınca ben de alışkanlık olarak bunu yapma eğiliminde oluyorum. Aynı şey yemek için de geçerli elbette. Bu sosyal yeme davranışı sevdiğim de bir şey esasen özellikle açken fakat benim gibi son bir kaç güne kadar yalnızca benim yaşadığım ve tüm kararların benim seçimlerime bu kadar açık bir şekilde bağlı olduğu bir durum yaşamadığım için sosyal yemek benim yaşam biçimim. Aynı zamanda da bağımlılığım bir noktada da. Yalnız yaşadığım ve bahçeli ve harika ve çok güzel yeşil boyalı amerikan köyü evimde:)) bana ilk büyük değişiklik işte bu oldu. Sabah uyandığımda artık gerçek anlamda hiçbir etki altında kalmadan ne yapmaya ihtiyacım olduğunu sezmek. Bedenimle konuşmanın tek seçenek olduğu bu yaratımda benim için her şey bambaşka güzel.

Tanrım yazacak o kadar çok şey var ki!! Nereden devam edeceğimi şaşırıyorum. Sadeleştirmek ve aynı zamanda da ayrıntılandırmak istiyorum yazıyı:)

Geleyim kahvaltı niyetine nefes alma bölümüne. İşte bu hayatıma önce MERKABA meditasyonu ile ilgili araştırma yapmak sonra da Breahtier zannettiğim nefes alarak içlerine prana dolduran ve bu şekilde yaşayan insanların esasen “Breatharian” olduklarını fark etmemle oldu. Elbette bambaşka şeyler bulunabiliyor bu konuyla ilgili ama benim bulduğum en tatlı site aşağıda linki de olan Akahmi ve Camilla adlı çiftinki oldu. Yaptıkları şey kalplerinde sevgi hissederek nefes alıp vermek. Bu aynı zamanda çok severek yaptığınız bir iş sırasında yemek yemeyi hatta su içmeyi unutabilmemizin de sebebi bence. Çocukların oyun oynarken bir türlü acıkmaması ve anne babaların peşlerinden koşturması da bu yüzden olabilir elbette. Bu çift aynı zamanda bir çocuk sahibi. Öncelikle belirtmem gerekn şey şu breatharian olsa da bu çift arada sırada zevk için yediğini söylüyor ki ben inanıyorum. Okuduğum ve dinlediğim bir çok insan breatharian olarak bir süre yaşayıp tekrar yemek yemeye başladıklarını söylüyorlar ve bunun temel sebebi de sosyal yeme ihtiyacı. Vejeteryan olmak bile sosyal ortamları bu kadar azaltırken sadece nefes alıp vererek yaşayabilmek oldukça imkansız görünüyor bana.

Şimdi diyeceksiniz ki neden insan nefes alıp vererek yaşayabiliyor da diğer canlılar yopmıyor bunu özellikle hayvanlar alemi. Esasen kış uykusunun da özünde buna bbenzer bir mekanizma olduğunu düşünmeme karşın insan ve hayvan arasındaki temel fark olan bilinç düzeyi farkından dolayı.

Son bir kaç sene hatta aya kadar meditasyonun ve yoganın akıldan çok enerjiyle ilgili olduğu inancını yeni yeni gerçekten yıkabiliyorum. Meditasyon yalnızca ne hissettiğimizle ilgili ya da zihni bir kenara atarak yapılan bir şey olmamalı aksine önce gerçek anlamda konsantre olabilmeli insan. İşte bu noktada bir seçim, niyet ve aynı zamanda da bilinçli olarak eylem gerekiyor nefes alırken pranayı da içimize almak için. Yani herşeyin bir bütün olması. Ben bunu ne kadar yapabiliyorumdur bilemiyorum ama bir kaç gündür uyanır uyanmaz kahvaltı yerine Akahminin youtube videosundan öğrendiğim çok basit ve çok güzel 21 nefesle besleniyorum. Açıkçası ben buraya geldiğim ilk günden itibaren her gün sabahları hemen hemen 40 dk nefes çalışıyordum zaten bu çalışma eskiden 20 dk olan kesintisiz )daha doğrusu bedenin acılarını dinlemeden:) meditasyon pozunda kalmamı 40dkya çıkardı hem de nefes bilincimi arttırdı. Dolayısıyla aslında geldiğim ilk günden beri buna hazırlanıyordum diyebilirim. Şu an sabah kalktığımda ilk yaptığım şey nefesle kahvaltı etmek:))) İçime aldığım pranayla tüm varlığımı yıkamak ve beslemek ve ayaklarım yeryüzüyle, toprak anayla bağ kurarken nefesimse gökyüzünden yaşam enerjisi çekiyor.

Daha yazacak çok ama çok şey varsa da… Şimdilik mutlu, bol nefesli günler, öğünler dilerim.

Kim demiş sevgi karın doyurmaz diye:)

Sevgi dolu günler

NAMASTE

 

http://akahmi.com/

Advertisements