Sevgili Dostlar,

Amerika maceramı yazmak için açtığım bloğuma henüz pek de bu konuda ve burada neler yaptığımla ilgili bir şey yazmamış olmam bana da bazen ilginç geliyor. Öte yandan da kendimi biraz kabuğuna çekilmiş kaplumbağa gibi hissediyorum. Hatta bir ara bu konuda epey epey abartıp 28 günlük bir inziva deneyimi geçirdim. Önce br miktar ondan bahsedeyim sonra da bu harika Pazartesi gününün benim için ne denli harika olduğunu paylaşayım. Inzivamın amacı tekrar içime dönüp Tanrıyla bağlantımı hissetmekti. Bunun için meditasyonlar, mantralar, budist psikoloji ve yogadan destek aldım. Elbette gönül isterdi ki size ‘aah nası keyifli nası güzel bir bilseniz’ diye ballandırmak, ‘zaten içim dışım tertemizmiş’ demek ama elbette pek de öyle değildi.
Eminim içinizde birçoğunuz sanki yokmuş gibi hissetmiştir hayatında. Sanırım en zor kısmı buydu. Öyle zamanlar geldi ki sanki yok oldum. Sanki yuvaya yolculuktaki Michael Thomas’ın haritadan silinmesi gibi… Çok ama çok derin bir yokluk… İnsan bu denli yoğun bir yokluk hissedince varlığını yeniden hissetmesi ne kadar huzurlu geliyor anlatamam. Tanrıyla kavga ettiğim, ağlamaktan kendimi en sonunda banyoda bulduğum bir akşamın sonunda evimdeki kırmızı siyahlı böcek lavaboda boğulmak üzereyken onu kurtardım. Elime aldım, izledim, izledim. Kendini kurutmak için gösterdiği çabayı. Yaşama nasıl bağlı olduğunu, nasıl ince nasıl kendinden emin bir zarifliği olduğunu, gözlerini ve onunla birlikte tüm doğayı elimde tutarken ne kadar huzurlu olduğumuzu fark ettim. Ona hemen bi isim verip arkadaş oldum. İlk böceğimin adı Molişko  Molişkoyu yaklaşık bir saat elimde taşıdıktan sonra da ben yemek yerken ‘Ee bana müsade’ der gibi hızlanan hareketleri sonucu çiçeğimin üzerine bıraktım. Bir daha onu görmedim ama evimde bir böcek gördüğümde içimde bi sevinç hissetmeye devam ediyorum. ( Bu aşamada yazıyı okumayı bırakıp yazık kıza yaa …diyebilirsiniz tabi hahahaha) Doğanın güzelliğini yanıbaşımda hissetmem için yalnızca bir böceği izlemek bile yetebiliyor bazen. Uzun lafın kısası bu harika, zorlu ama huzur verici 28 gün sonunda kendimi tazelenmiş hissettim bir çok anlamda.

Şimdiyse bambaşka bir denemeyle karşınızdayım. Bu kez çok daha basit görünen bir deneym olacak. Aslında ingilizcesi ‘Challenge’ diyebiliriz. Meydan okuma gibi çevirmişler ama ben deneyim diyeyim…

Öncelikli ve hatta tek amacım SAĞLIK!!! Bu kadar basit. Elbette bir çok insana göre oldukça sağlıklı bir insanım aslında ama benim de zaman zaman yoğunlaşan dikkat edince azalan bazı sağlık sorunlarım var herkes gibi. Neler: Siyatik ve buna bağlı zaman zaman sol tarafımda hafif bir ağrı, burnumun içinde zaman zaman yoğunlaşan hafif bir kanama, uyku düzensizliği ve belki bir kaç kilo fazlalık. İşte bu kadar…

Tüm sağlık sorunlarımın bir kaç satır olması sevindirici elbette ama tamamen sağlıklı olmanın yalnızca ve yalnızca benim kararım olduğunu fark etmem çok ama çok daha sevindirici. Hep ruhsal olarak, duygusal olarak, pskolojik olarak sağlıklı olmanın daha önemli olduğunu düşünen bir tarafım vardı. Aslında bu sanki para mühim değil deyip bir yandan da bacağı yarım pantolon giymek zorunda kalmak gibi. Hava güzelken hiç sorun değil ama soğuk olduğunda o sol bacak üşüyecek illa ki. Yani hepi topu bir pantolon alacak para bulup gidip onu almak gerekiyor. Hatta kimi zaman Allahım bi pantolonum olsa yeni demek kadar kolay olabilir. İşte sağlıklı olmayı seçmek de bence bu kadar basit ve kolay teoride 

Bir taraftan da bu benim bir parçam deyip bu sağlıksız tarafa tutunmak var tabi. Ben şimdi onu yapmayayım belim ağırır, benim siyatiğim var fazla meditasyon yapmayayım  gibi tembellik ve işe gelmeyen durumlar için kullanılan bir araç aynı zamanda. Bazen de ‘canım ya bi refleksoloji mi yapsan sanki çok ağrım var’ demek için bir bahane. İlgi ve şefkat görmek için davetiyedir hastalıklar. Eminim sevdiklerimiz kendimizi acındırmadan da bizim isteklerimize olumlu cevap verecek kadar seviyorlar bizi… Hatta belki öncelikle biz onlara sevgimizi göstermeliyiz ki kendimize bunun böyle işlememesinin mümkün olduğunu ispatlayalım…(Bi ara bunu da deneyeyim 🙂

Lafı epey uzattım biliyorum ve eğer sabredip buaya kadar geldiyseniz harika bir bilgiyi sizinle paylaşmaktan gurur duyuyorum… JUICING!!! Yani sebze ve meyvelerin suyunu sıkarak beslenmek… Bir çeşit oruç ya da detox…
İşte 18-28 şubat arası 32. yaşıma basmadan bir ay önce kendime bir hediye vermeye karar verdim. SAĞLIK!!!

Amerikada yapığım en harika şeylerden birisi de belgesel izlemek. Bu konuda da (sağlıklı beslenme) bir kaç belgesel izledim ve gerçekten çok ama çok etkilendim… Bu sabah saat 2.30 civarinda izleyip sabah dörtte ‘ben bu işe varım’ diye heyecanla evde volta attığım ‘yok olmadı uyuyamam ki şimdi en iyisi bi duş alayım zaten her güzel şey harika bir duşla başlar’ deyip sanki şimdiden bedenimi arındırmaya başladım. Niyetimi güçlendirmek ve tüm harika varlıklardan, Rabbimden yardım almak için bir yandan dua edip bir yandan da Kundalini yoganın ruhsal bağlantı kriyasını yaptım. 11 dakika kollarımı başımın üzerine kaldırıp başparmak hariç parmaklarımı kenetledim, başparmakların içini de birbine bastırarak nefes alıp tuttum ve yavaşça verdim… İçimden de lütfen benim yanımda olun diye dualar ettim…
Ve JUICING, YOGA, MANTRA, ve daha bir çok şifa tekniğini hep beraber deneyeceğim yolculuğuma hoşgeldiniz!!!!

Tüm kalbimle kabul eden vve seçen herkese ŞİFA, HUZUR ve MUTLULUK diliyorum… Ve elbette bunları seçebilme gücü için de yürek dolusu SEVGİ ve ŞEVKAT!!!

NAMASTE

Advertisements