Başlık çok iddialı oldu ama meditasyon yapmayı denediyseniz aslında hiç de havalı bir şeyden bahsetmediğimi tahmin edebilirsiniz. Tabi burada bahsettiğim meditasyon, huzurlu bir ses ve müzik eşliğinde güzel bir yere gittiğimizi hayal ettiğimiz tarzda yönlendirmeli değil de dikkatimizi bir yere toplamak suretiyle yaptığımız meditasyon…

Oturursunuz, yerleşirsiniz, bir süre bedenin rahatlamasıyla ilgilenirsiniz sonra tüm harekete bağlı düşünceler bitince sıra zor kısma gelir. Nefese ve şimdiye odaklanmak… Bir kaç nefes gayet iyi gider sonra süşünceler başlar… Eğer kendinizle iyi anlaştığınız bir günse, “Aaa bak ne güzel de odaklandım!” diyen sesle başlar oyun… Eğer o gün hiç de hoşlanmıyorsanız ne kendinizden ne de hayattan “Offf içim bunaldı ya, zaten aklım bi orda bi burda..” diyerek devam eder… Er ya da geç içinizdeki sürekli tartan teraziyi bi iyi bi kötü, bi rahat, bi huzursuz gibi iniş çıkışlara maruz bırakırız. Ta ki her seferinde daha minik yargılara gelene kadar. Fena değiller, idare ederler, iyi işteler gelir… Eğer yeterince dayanıklıysanız bir süre sonra dengeyi de deneyimlersiniz… Küçücük de olsa denge şimdidir… Ne iyidir ne kötü, ne geçmiştir ne gelece, güzel veya çirkin de değildir de sadece bir varlık, bir varolmadır… İşte bütün meditasyon o küçücük denge anlarının insanı özüne bağladığı, ipek kadar hassas ve minik ipliklerin öpgüsü gibidir… Her seferinde özle bağlanmamızı sağlar… Ve belki bir saat süren meditasyonun yalnızca bir dakikasıdır toplasanız ama özünüzle bağlantı söz konusu olduğunda yalnızca bir saç teli kalınlığındaki iplik bile insanı umut, huzur ve memnuniyetle doldurur…

İşte bu açıdan bakarak yaşanır mı hayat? Yani aslında tüm yaşamımız içe içe meditasyonlardan oluşur… Deneyimlerimizin her biri kendi içindeki dengeyle öze bağlar bizi, kimi zaman bazı konularda günler, aylar, yıllar geçer dengeyi deneyimlemek için… Bazı şeyler ise bizi hep bağlantıda hissettirir, tıpkı bi çocuğun oyun oynaması gibi keyiflidir… İşte minicik terazilerden koccaman kefeli, pek kıymet verdiğimiz terazilere kadar yüzlerece deneyimin içinde dalgalanan bir zihin ve algılar oyunudur yaşam… Tıpkı meditasyonda gibi… Hani tam da bu yüzden hayalimizde canlandırdığımız şeylerle gerçek arasında bir ayrımı yoktur zihnin… O tüm düşüncelere inanır… O yüzden inançlar da düşüncelerin pekişmiş halleridir aslında ve dengelenmeyi zorlaştırabilir zaman zaman… O çoook doğru saydıklarımız o nasıl da yalnış olanla kavga ettikçe denge hissedilemez bir noktacık oluverir… Belki bu yüzden ılımlı olmak ihtiyaçtır. Sadece bir konuda da değil hem, her alanda, her konuda. Zaman zaman bunun bi meditasyon olduğunu ve eninde sonunda kalkacağımızı hatırlamak…

Burada bulunduğumuz zamanı yargılar, değerlendirmeler, hoşlanmalarla değil de belki biraz daha fanatizmin dışında yaşamak… Olanı olduğu haliyle deneyimleyerek… Belki o zaman ne korkularımız ne peşinden koşup yakalamaya çalıştığımız arzularımız kalır geriye… Yalnızca olduğu gibi olan bir var olma hali…

Denge ve bağlantıda güzel günler…

Namaste

 

 

Advertisements