Aradan oldukça uzun zaman geçti. Durağan görünen yaşamlarımızın üzerinden de farklı farklı deneyimler. Bu deneyimlerin içinden kimi zor, kimi keyifli, kimi yorucu, kimi huzurluydu belki ama kavrayışın artması, her seferinde küçücük su damlalarının birikmesi gibi, zaman aldı. Uzun zamandır hiç bir şey paylaşmayışımın sebeplerinden biri bu su damlalarının her birini içime içime akıtabilmek içindi. Ne kadar aktı bilemiyorum ama bir şeyler var ki paylaşmak ve huzura, iyiye, ışığa hizmet etmek gerekti.

Işık, iyilik, güzellik, Rab, Yaradan, Varlık, Atman, sevgi ve şefkat için söylenecek bir şeyler var sanki içimde. Ben söyledikçe içim, siz okudukça içiniz bir parça daha hafiflesin diye, derin derin nefes alır gibi söylenecek şeyler.

Bugünün içine katmak için ruhumuzdan hangi parçanın ilham olmasını istersek o parçaya bir can verebilmek. Bugün içimizdeki ışığın çoğalması, dışarıya ulaşabilmesi için ne yapabiliriz? Mesela bir gülümseme, mesela küçücük bir iyilik arkasından teşekkür beklemeden yaptığımız, mesela bir ağacın güzelliğine, varlığına şahitlik etmek. Bir canlıya tüm dikkatimizi vermek, yargılamadan, düşüncelerle kirletmeden, yalnızca var olarak. Birinin gözlerinin içine, varlığının özüne bakıp, o varlığı onurlandırabilmek. Ya da bir yerde sessizce ama tüm varlığımızla oturabilmek, kimseye müdahale etmeden ama onlarla birlikte, bir kalbin atışı gibi canlı ama bir ağacın dinginliği kadar huzurlu ve sakin. Yer açmak, herşeye yer açmak. Derin bir nefes alır gibi genişletmek ciğerlerimizi ve kalbimizi. Tıpkı Yaradan’ın bizi yaratırken her şeye, iyi, kötü demeden, yargılamadan yer açması gibi, varoluşun tezahürünün alanı olmak, kainat kadar geniş, sular kadar derin, hava kadar hafif, ateş kadar canlı olmak. Ne kadar minicik olduğunun farkına vararak gülümsemek, bir damlanın hem okyanus hem damla olduğunun ayırdına varıp gülümsemesi gibi. O dert dediklerimizin damlanın okyanusluğunu unutmasından olduğunu, birer hikaye olduğunu fark etmek. Öte yandan bu dünyanın, güzel bir hikayenin ötesinde, gerçek ve ışıl ışıl bir sonsuzluğun veçhesi olduğunu derinden bilmek…

Eğer az önce söylediklerim ısıtmadıysa içinizi veya şu an öylece uzağınızda kalıveren sözler olduysa, o vakit içinize bakın. Orada duran küskün bir çocuk gibi oturan parçaya bakın şefkatle. O ne size ait ne sizden ayrı bir varlık: acı bedeni. İçinizdeki öfke, kaygı, korku, haset, keder gibi mutsuzluğun her hangi bir yüzüyle kendi yüzünü saklayan, onlardan beslenen, sizi acıklı filmler, savaşlar izlemeye ikna eden, kulağınıza kötü hikayeler fısıldayarak aklınızı, duygularınızı çelmeye uğraşan, sizi var olmaktan uzaklaştıran, en sevdikleriniz hakkında şüphelere sokan, dedikodulara kulağını kabartan, yalnızca sizin değil herkesin herşeyin içindeki mutsuzlukla büyüyen parça. Kaygı dolu, acıdan beslenen bir yaratık gibi oradan oraya sizi zihninizden, duygularınızdan çekiştirdiğini görün. Şimdi ondan kaçmadan, yani yüreğinize düşmüş gölgenin hissettirdiklerinin, düşündürdüklerinin şahidi olarak dönüp ona bakma zamanı.  Ona bedeninizin, zihninizin, duygularınızın verdiği tepkiyi fark ederken, derinde bir yerde aslında kim olduğunuzun bu deneyimden özgür olduğunu fark edin. Varlığınızın sapasağlam şimdide, burada olduğunun farkına varabilirsiniz. Ne olursa olsun burada, şimdide olunca herşeyden özgürleşebilen varlığınızı fark edin. İçinizden akan karanlığı, bir kara bulutun geçişini izleyen gökyüzü gibi, varlığınızla aydınlatın, direnmeden, teslim olarak ve tüm farkındalığınızla. Siz baktıkça onun yok oluşunu görmek için.

Eğer zihninizde, içinizde tüm bunların saçmalık olduğunu, hiç bir şeyin değişmeyeceğini anlatan zaten bu dünyaya fazlasıyla iyilik yaptığınızı söyleyen, şikayet edip, haklı olmak için çırpınan bir parça varsa bilin ki o ses de siz değilsiniz. Sizi diğerlerinden ayrı bir su damlası olduğunuza inandırmaya çalışan nefsiniz ya da güncel tabiriyle ego. Elbette tıpkı acı bedeni gibi onun da size anlatacak o kadar çok hikayesi var ki yeter ki dinleyin ve şu andan uzaklaşın. Şimdi ve Varlık onun en büyük düşmanı. Günışığına dayanamayan vampirler gibi, ego da varolma halindeki bilinçte yanıp kül olur. Ego tam anlamıyla çocukça kaprisler yapan, kapıdan kovsanız bacadan giren, sizi sürekli kimliklerle, isimlerle tanımlamaya çalışan parçayken, acı bedeni içinizde tarihin tüm acılarının aktığı bir duygu nehri, yalnızca mutsuzluğun akabildiği nehrin parçasıdır. Her ikisi de Varlık ışığıyla yanar. 

Ram Das’ın Neem Karoli Baba ile ilgili olarak “Benim her şeyimi bilmesine rağmen beni seviyordu” demesi gibi, aslında herkesin özünü, hikayesinden (acı bedeni ve egodan) öte yanını görüp, hikayelere transparan olabilince, geçmiş ve gelecekle değil de, şimdinin derinliğinde ve yoğunluğunda var olunca, ışıl ışıl parlayan bir Varlıktır belki de NK Baba. Belki de bu yüzden onu takip edenlere “İnsanları sevin, insanlara hizmet edin, insanları doyurun” demiştir basit ve bilgece.

Işık ve huzur sizinle olsun.

Selamün Aleyküm, Namas’te, Sat Nam

Sevgiler     

Advertisements