Bazen içsel durumumuzu ifade etmek için belli bir istek duyarız. Bugün benim için o günlerden birisi. Yaşamın derinlerinde yatan bilgelik, kayıplar gibi, beklenmeyen olayların açığa çıkardığı derin bilişsizlik, üzüntü, yas gibi duygusal akışlarla olağanüstü duygusal boşalmalarla kendini gösterebilir. Bu duygu akışının aşamaları değişse de onların derin etkisi, dışardan sezilmese bile, geridönülemez değişimlere yol açar. Hayatta yaşadığım ilk kayıp ben 4-5 yaşında iken gerçekleşmişti. Benim doğuştan melek, sevgili, çok güzel kuzenim/abim. Onun yanında kendinizi büyük bir rahatlık, kolaylık ve huzur içinde hissederdiniz, kendisi çok büyük fiziksel acıların ortasındayken hem de. O 13 yıllık ömrü boyunca hastalıkla yaşamış; şefkat ve sabır üzerine bir öğretmendi. Ben küçük bir çocuk olarak içimde insanların dünyası yerine onun daha yukarda bir yerlere ait olduğunu hissederdim. Her gece ona yediğimiz yemeklerden, yaptığımız güzel şeylerden göndermek için dua edişimi hatırlıyorum. Herşeyin, güzel bir yemeğin keyfi veya bir oyunun, içinde sevgi olan her aktivitenin dünyada veya cennettezaman ve mekandan bağımsız olarak paylaşılabilir olduğuna inanırdım.Galiba zaman zaman hala böyle bir bilişi içimde taşıyorum.
Dün eski bir arkadaşım bir meleğe dönüştü. O tıpkı kuzenim gibi içinde bulunduğu durumda yaşamak için veya hayatta kalabilmek için başka şansı olmadığı için, kalbinde gerçeğin bilgeliğini taşıyan ve bu bilgelikle yaşayan insanlardan biriydi. Hayat onlara güzel bir pencere açar, güzelliği dünyada deneyimlemek için kısıtlı bir zaman yüksek bedeli ile. Arkadaşımı yıllardır görmememe karşın, ışık ve bilgelik taşıyan başka bir boyutta onunla bağlantımı hissedebiliyorum. Öte yandan fiziksel form olarak bir insanın yokluğunu algılamak çok zor. Bu derece iyilik, nezaket ve bilgelik dolu genç bir insanın kaybını kabul etmek bir meydan okuma gibi ve zihnim onun gidişine inanmanın ne kadar imkansız olduğunu tekrarlayıp duruyor.
Bazen, konseptler, şeyler ve formlar ilüzyonunun derinindeki gerçekliği hafiften hissedebiliyorum fakat bazen bu varoluş duygusunu kaybedip duygular ve bana yaşam, insanlar, benlik, ve tüm deneyimlerle ilgili acımasız hikayeler anlatan zihnim tarafından ızdırap içine sürükleniyorum. Anlatılan hikayelere Eckhart’ın dediği gibi engin mavi bir gökyüzünün bulutlara şahitlik edişi gibi mesafeli olabilmek ızdırap sanrısından kaçmanın tek yolu.
Goenka’nın vipassana ve ızdırabın bitişi ile ilgili konuşmasını okuduğumda, her birimizin içinde yatan o bilgelik penceresinin keşfedilmek için beklediğini hissediyorum. Bu insan formundaki durumu terketmeden önce, başka bir bilinç formuna geçmeden, varlığın asıl gerçekliğini deneyimlemek acil bir ihtiyaç. Sonsuzluğun geçici olandaki ifadeleri olan şefkatin, bilgeliğin, huzurun ve sevginin kalbine dokunmak ve formun ötesindeki benliğe ait olan özün deneyimlenmesi ihtiyacı.

Advertisements