Son on gündür bilinçaltımın dehlizlerinden yüzeye çıkanlarla yarı sert yarı tatlı, yarı zor yarı kolay uğraşıp duruyorum. Bazen şiirler söylüyorum kendi kendime, bazen ağıtlar yakıyorum. İçim dışım bir, yüzüm göüm bir gülüyor bir ağlıyor. Tüm bu olanların içinde değişen birşeyler oluyor sanki onları gördükçe seviniyorum. Bir zaman sonra keder tekrar geliyor derken yaşamın tam döünm noktası denilen yerinde ileri geri gidip geliyorum.

Daha önce çok karamsar diye yayınlamadığım bir yazımı şu an çok pozitif olduğu ve beni yansıtmadığı için yayınlamıyorum mesela. Bir ara da bu neyin kaygısı, her zaman mutlu değilim ki niye sadece mutluyken yazdıklarımı yayımlıyorum diye kızdım kendime. Şimdi de tüm depresyonum ve çözülmelerimle buradayım. Yazmak da hikaye anlatmak gibi insanın içini görmesine yardım ediyor. İnsanın içi pek görülesi olmadığından :)) epey çok araç gerekiyor. Daha doğrusu öyle uzun uzun terk edilince galiba nereye 30 yıl bakmasan ilk bakışta dost gibi görünmez ya o hikaye.

Bu aralar işte ben de bilinçaltı, çocukluk, özbenlik her birine yolculuklar düzenliyor ve bu yolculuklarda deyim yerinideyse helak oluyorum. Belki bir gün sizleri de bunlardan birine sürüklerim, şimdilik bu yaptığıma mecbur olmasam yapamazdım diyerek geçiştireyim. Tıpkı bir senet uğruna doktora bitirmek gibi. Şimdi de öyle bir yol ayrımındayım ki her yer sakal ve bıyık adeta…

İçinize baktığınız ve orada gördüklerinizden korkmadığınız, kendinize şefkatle yaklaşabildiğiniz bir güzel hafta dilerim…

Sevgiler

Namaste

Advertisements