Bazen insan döner dolaşır, gezer gelir ve aynı yerde buluverir ya kendini. İşte tam da oradayım. O “aynı yerde”. Neresi burası bir bakmam gerekiyor belki de, bilemiyorum. Kişisel gelişim serüvenine bundan on küsür yıl önce başlamış biri olarak yogadan öte bana ışık veren çok az şey oldu açıkçası ama yanlış anlaşılmasın, her biri benim içinde bulunduğum en zor durumlardan kaba tabiriyle “yırtmama” yardım eden bu araçlara minnettarım ve hiç birine laf edecek değilim. Lakin ego denen enteresan varlıkla nasıl baş edebileceğimi bilemiyorum. Belki de içimde bir hikaye vardır anlatıcısı da malum ego olan ve sürekli şöyle diyordur “benim durumum o kadar kötü o kadar kötü ki hiç bir sistem beni iyileştirmeyi beceremedi”. Bilemiyorum ama göz önünde bulundurmaya değer sanırım bu.

Kendimi sürekli bir başka araç ararken buluyorum çünkü araç değiştirmek işime geliyor bir tarafımın. Ne demişler nehri geçerken at değiştirilmez. İşte buna güvenerek benim içimdeki parça sürekli at değiştiriyor ve ben nehri bir türlü geçemiyorum. Nehirde kaldım öylece. Tam evet işte geliyorum diyorum. Sonra hooop Gühi bak bak şöyle de bişi varmış gördün mü diyor. Hoooop atlıyorum üstüne onca ilerlediğimi çöpe atıyorum ve baştan başlayıveriyorum. Başta göklere çıkarttığım hocaları, sistemleri şimdi duymak istemiyorum. Videosunu izlemeye can attığım bir ustanın sesini duymaya tahammül edemiyorum misal. İşte böyle. Her şeyi sıradanlaştıran, her şeye tepki duyan, her şeyi eskiten bir spiritüel egonun elinde kalakalmış gibiyim.

Az önce bir arkadaşımla yazışırken her şeyin enerji olduğu noktasına geri döndük. Dönerken de ben şunu fark ettim ki ben kendimi hasta edebiliyorum ve inanıyorum ki yeterince zorlarsam öldürebilirim de tam manasıyla intihar denemeyen bir öldürmeden bahsediyorum. Yani sigara içenlerinki gibi de değil de böyle ölmek isteyerek kendini öldürmek. Dedim ki madem kendime düşünce şeklimle bu denli zarar verebiliyor, yataklara düşürebiliyor, kalbimin ritminden tut da gözüme başıma kadar her yerimi ağrıtabiliyorum o halde tersi de mümkün. Yani kendimizi çaresiz, zavallı, mutsuz, depresif yapmak için gösterdiğimiz üstün çabayı tersine çevirip sağlıkla dolup taşıp etrafa da ışık saçamaz mıyız?

Ben bunun yapılabileceğinden eminim ama çok fena bahanelerim var. Öncelikle zihnimde buna itiraz edecek epey kalıp var. Mesela tembelim düşüncesini ele alalım. Bu gerçekten doğru mu?

  • Kendimi hasta ederken hiç tembel değilim ama. Sabaha kadar oturup kitap okurken ya da bir günde dünyanın ütüsünü yaparken tembel değilim. Ya da depresyona girmek için gece gündüz uğraşırken, kocam benimle yemek yiyecekti yemedi diye kendimi harap edip onun da burnundan getirirken hiç tembel değilim. Tembel olduğum konular var tabi mesela makale yazmak, meditasyon yapmak, dua etmek, vb. (Bu aralar yoga tembeliydim bi de ama geçti kısmen). Bunları yazarken bitanecik kocamın gönlünü aldığımı söylemeliyim 🙂 zira kimsenin benim şirret olduğumu düşünmesini istemem demek ki içimde bir de şirret var. Bu da ayrı bir konu.

Bir de şöyle bir hikaye var içimde “benim derdim kendimle”. Bunu söylerken açık, aleni yalan söylediğimi şimdi fark ediyorum. Neresi kendimle? Daha iki dakika önce yazdım, hocalarla derdim, sonra kocaya kızıyorum devamına baksan ohooo bu böyle gider. Yok arkadaşlarıma da biraz bozuldum aslında. Beni aramadı kimse, vs vs… Adabenimle yemek yemedi diye alenen ona küsen ve küstüğünü söylemek yerine sanki çok gizli, çok önemli, çok farklı, pek özel bi problemim varmış gibi davranan başkası. Sonra kendi hikayeme öyle inanmışım ki aaa evet buna bozuldum diye şaşıran da benim.

Neymiş “benim için hiç problem değil”miş. Hadi ordan. Bariz problem benim için. İçimde şimdiye kadar tanıdığım en hassas çocuğu taşıdığımı ve ona alenen sinir olduğumu söylemek istiyorum. Tek isteği başının okşanması olsa da bunu farklı şekillerde elde etmek isteyen bir çocuk var içimde. Ve bu olmadığında onu zaptedemiyorum. Küçücük çocuğun ne kadar büyük tepkiler verdiğini (az önceki örnek gibi) uzun uzun araştırırken fark ediyorum. Kendimi üç dört yaşındayken hatırlıyorum. İki defa intihar etmek için niyetlendiğimi. Küçücük bir çocuktum ve bir derdim vardı. Derdim neydi bilmiyorum. İstediğim bir şey olmamıştı. Biri beni reddetmişti. Bir şeyler ters gitmişti. Muhtemelen benim şarkı söylememi alkışlamadılar. Bana istediğim oyuncağı almadılar gibi gayet basit bir şey. Ve ben ölmek istemiştim. Şöyle şeyler düşünmüştüm “O zaman öleyim. Ölüp kurtuayım.” bir yerleden ölünce kurtulunduğunu duyup buna epey inanmış olmalıyım. Daha sonra bunu yine kendimde gördüm ve yine ve yine. Yaşamın anlamsız gelmesi hiç bir zaman tesadüfen olmadı. Hep bir sebep vardı aslında ve sebeplerim pek de spiritüel değildi. Tam tersine oldukça dünyevi sebeplerim vardı. Çok da basit çok da sıradan, çok da güncel bir ya da bir kaç sebep…

Hal böyleyken aydınlanma falan tam olarak mümkün olamıyor galiba. Şimdi içimdeki çocuğu görüp; yıllardır her başarısızlık, her reddediliş, her beğenilmeyişten sonra kendinden vazgeçen, kendinden vazgeçerek etrafını cezalandırdığını düşünen bu kızla iletişim kurmam gerekiyor. Onun ihtiyacı olan sevgiyi, ilgiyi, şefkati etrafından değil ancak ve ancak kendinden, yani benden, alabileceğini fark etmesini sağlamam gerekiyor. TAbi bunu şefkatle yapmam gerekiyor.

Bugün içimdeki kıskanç, hırçın, çaresiz, tehditkar ve şirret küçük kız çocuğunu fark ederek belki beni neyin aynı yerde tuttuğunu biraz olsun bulabilmişimdir. Benim bulunduğum yerde bir kız çocuğu varmış ve yaşamımda o ne derse öyle oluyor şimdilik.

Not:  Bu koşullar altında çocuk yapmak pek anlamlı görünmedi gözüme, hali hazırda olan otuz senedir beni parmağında oynattığına göre 🙂 . Hepinizin kendi içinizle göz göze gelebilmesi dileklerimle.

Sevgiler

Advertisements