Çok zaman oldu yine yazamadım fiziksel olarak, ya da sanal olarak demeliyim belki, ama içim sürekli yazdı. Yaşamı anlamak için, kendimi bilmek için, bazen öfkemi, isyanımı; bazense coşkumu, yaşama olan hayranlığımı fark etmek için.
İki satır yazdım ya sanki içimin yolları açıldı. Her yazıda az çok bu hissi yaşıyorum. Yazmak, durmadan, hevesle ve içimden geldiğince yazmak öyle güzel ki… Sözcüklerin büyüsüyl dans etmek, o sözcüklerin beni bile büyüleyişini görmek.
Yaşamak da yazmak gibi bizi büyülediğinde, her şeyin ancak bir tiyatro sahnesi kadar gerçek olabildiğini görüyorum.
Biz bu sahnede ne oynanmasını istiyorsak o. Kimi zaman alabildiğine derin bir dram kimi zamansa komedinin en çıplak hali. Hiç biri diğerinden daha üstün değil. Sizin tiytronuzda bugün hangi oyun vardı mesela? Ona kendinizi ne kadar kaptırdınız? Bir yaşam inşa ettiğinizi bilseydiniz bugünü yine böyle mi yaşardınız? Neden burdasınız? Hiç bir engel olmasa ne yapardınız? Hiç korkun olmasa ne yapardın? Sen kimsin?
Tüm bu soruların birer cevabını bulmak değil niyetim. Sadece zihinlere minik pencereler açmak. Soru sormanın dünyadaki en büyük buluşların başlangıcı olduğunu düşünürsek neler bulabileceğinizi bir düşünsenize.
Harika soruların zihninize pencereler, kalbinize huzur ve ruhunuza özgürlük getirmesi dileğiyle…
Kalbiniz, ruhunuz ve elbet bedeniniz huzurla dolsun…
Sevgiler
Namaste

Advertisements