İçimde yıllardır süregelen bir savaş var. Savaşın tek bi muhatabı var o da şu anda var olan ben. Şu anki halim, her neysem, her neredeysem, her ne yapıyorsam, ne hissediyorsam, ne istiyorsam ona karşı bir savaş bu. Daha ince olmak, daha çalışkan olmak, daha başarılı olmak ve hatta daha huzurlu olmak için verilen bir savaş, sanki huzur savaşla elde edilebilir bir halmiş gibi. İçimde bir general var tüm olana savaş açmış durumda. Bu savaşı fark edebildiğim için şükürler olsun. Generale kızgın veya kırgın değilim sadece hem savaş tutsağı, hem asker, hem general, hem vatandaş hem mağdur hem mağrur olmak beni yoran şey. İçimde farkında olmadan yürüyüp giden bu kadar büyük bir savaş olduğunu hiç fark edememiş olmak şaşkınlığımın nedeni. Şükürler olsun bu savaşı gözlerimin önüne seren Evren’e :).

Şu an tüm fark edişimi yazmak istiyorum ki unutmayayım. Bu sabah evden ofise gelirken yolda karşılaştığım huzur dolu hocanın “günaydın”ıyla aydınlandı içim. Yüreğimin nereye gittiğini, içimde yatan huzuru görmek gibi. Kendimle ve olanla savaşarak başladığım güne barışın kokusu sinmeye başlamıştı. İçimdeki huzurla dopdolu parça günün ve kalplerin aydınlanmasıyla canlandı. Ne güzel bir sözcük günaydın. İçime ışık dolarken kenndimi etrafa huzur yayan bir varlık olarak hayal ettim. İçimde, derinde, öyle büyük, öyle geniş bir huzur varmış ki o huzuru görmek neye hasret duyduğumu hatırlatıvermiş.

Yaşamla savaşmadığım ve hatta kendimle barıştığım bir hayat mümkün. Tüm ihtiyacım birazcık daha şefkat, birazcık daha anlayış, birazcık daha hoşgörü. Neleri ertelersem erteleyeyim, ne hata yaparsam yapayım, ki hata yapmak diye bir şey yok aslında, her koşulda ve her şartta kendimi seveceğime ve sayacağıma, şefkatle kendime bakacağıma söz veriyorum, desem mesela, ne kadarını tutabilirsem bu sözün o kadarıyla, elimden geldiğince mesela. Hoşgörüyle, pişmanlıkla, bir başka başarısızlık hissiyle değil de tam bir anlayışla sarsam kendimi.

Ben ilişkilerde hoşgörü ve sevginin, iyi niyet ve anlayışın her şeyi çok daha güzellikle, kalp gözüyle, evrenin muhteşem sevgisiyle çözebildiğini biliyorum. Peki kendimle ilişkim? Kendi içimdeki konuşmalar? Onlar ne kadar şefkatli? Onlar ne kadar anlayışlı? İçimde kendime doğru açılan bir kapı var ki ben onu bazen tekmeleyerek bazen sözlerimle bazen dua ederek açmaya çalıştım. Çoğunlukla da sonra açmaya karar verdim. Fark ediyorum ki hayatta ertelediğim şey makale yazmak değil aslında, kendi içime açılan kapıyı açmak. En çok ertelediğim şey bu. O kapıyı açmak için hazır olmayı beklemek tıpkı çocuk yapmaya hazır olmayı beklemek gibi. Ardından ne çıkacağını bilmiyorum. Deneyimleri olanlar anlatıyor elbette ama bilmiyorum, bilemem. Yalnızca damla damla su içmiş birine bardakla su içmeyi anlatabilir misiniz?

Tez bitsin ve ben şunları yapacağım dediğim tonla şey var elbet ve çoğunu yapmadım. Yapmasam da belki o kadar önemli değil ama kendime verdiğim daha derin bir söz var, içimde çok derinde. İçime bakma sözü… Her seferinde şimdi zamanı değil dediğim. Ve belki de başka zaman dediğim her şeyin de şimdi zamanı. Kulağımı tıkadığım her şeye kulak kesilmenin tam zamanı.

Sevgili kalbim, seni dinliyorum, neye ihtiyacın olduğunu bilmiyorum. Bana yardım etmek istiyorsun, teşekkür ederim. Sana yaşamımı açıyor ve yardımlarını şükranla kabul ediyorum. Sana şimdiye kadar kulağımı tıkadığım için üzgünüm. Seni seviyorum, özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim.

Dün okuduğum sanırım yogi Bhajan’ın bir sözü ile bitirmek istiyorum.

“Dua bizim Tanrıyla konuşmamız ise, meditasyon O’nun bizimle konuşmasıdır.”

Dinleyebilmek dinlemeyi her daim hatırlayabilmek dileğiyle…

Şükürler olsun.

Advertisements