Üniversitede öğrenciler final döneminden geçerken ben de kendi içimdeki suçluluk duygusunun içinden geçip neler olduğunu fark etmek üzerine bir deneyim yaşadım. Yine her zamanki gibi yazıyorum çünkü unutmak istemiyorum. Öncelikle suçluluk duygumun farkına varmama sebep olan şeylerden kısaca bahsedeyim. Öğrencilerimizin sınavlarda kopya çekmeye çalışması beni tetikleyen şey oldu.

Başta (ilk sınavlar sırasında) her birini çocuğum gibi sevip, her birine yardım etmeye çalışırken finaller geldiğinde kendimi onları suçlarken buldum hatta suçüstü yakalamalar fln. Elbette hep beraber gerildiysek de içimde bir parça sürekli sakin kaldı. Çocuklara söylediğim ve benim aslında ilk tepkim olan şey “kendinize hiç mi saygı duymuyorsunuz” oldu. Edinmekte olduğunuz mesleğinize ve hatta yaşamınıza saygı duymuyor musunuz? Bu ilk tepkimin ardından engellemek için daha ciddi, daha sert ve ölçülü davranmayı seçtim. Her ne kadar etkili olduğunu düşünsem de çocukların kopya çekme girişimleri bitmediği gibi suçüstü yakalamaya başladım.

İşte tüm bu güvensizlik ortamında kendi içimde de duygularımı fark etmeye başladım. Ben de hatırladığım kadarıyla üniversitede iki defa böyle bir girişimde bulunmuştum. Şimdi düşününce kendime böyle bir şey yaptığım için üzgünüm ama geçmişte yaptığım bu hatanın benim içimdeki suçluluk duygusunun kocaman bir meyvesi olduğunu şimdi fark etmem için yardımcı olduğundan bu deneyim için minnettarım.

Suçluluk duygusunun yaşamımızın her ama her alanında işgalde olabileceğini düşünmemi sağladığı için de her şeye teşekkür ediyorum. En çok kendime aferin diyorum. Yaşamımızın gidişatını elinde tutan bazı duygular bizleri bu duyguların esaretinden kurtarmak için yaşadığımız tüm deneyimleri de beraberinde getiriyor.

Bu kocaman duygunun izlerini şu an mesai saatinde bilimsel makalemi değil de bu makaleyi yazmayı seçtiğim için kendimde sezebiliyorum. Bu durumda kendime şunu soruyorum? Şu anda yaptığın şey ne kadar gerekli? Açıkçası şu an üzerinde çalıştığım şeyin benim makalemi en güzel şekilde yazabilmeyi bırak yaşamımı yeni baştan yaratmayı sağlamak için ne kadar önemli bir ön-çalışma olduğunu düşünüyorum ve aslında bu düşünce tamamen de doğru. Bir eğitimci olarak öğrencilerin neyi neden yaptıklarını ve bir insan olarak da kendimin neyi neden yaptığımı anlamak için bu dünyadayım. Bu durumda şu anda yaptığım şeyle yaşam amacıma tamamen hizmet ettiğimi gururla söyleyebilirim. Şu an bu makaleyi yazdığım için de kendimi kutluyorum :).

Bunun dışında vicdan azabı da dediğimiz bu karabasanın herkesi bir şekilde elinde tuttuğunu düşünüyorum. Belki de suç ve suçluluk duygusu bize hayatı zindan ederken aslında içimizde bir özgürlük açmamız için de bizi zorluyordur.

Ben suçluluk duygusu hissetmiyorum diyorsanız bilin ki kendinizi kandırıyorsunuz. Zira ne kadar suçlu hissettiğimiz ne kadar çok insanları suçladığımızla da ilgili. Kimi ne kadar suçluyorsak aslında onu bir ayna olarak kullanıp kendimizi de onun en az üç beş katı suçladığımızdan hiç şüphemiz olmasın. Mesela arkadaşınıza kilo aldı diye sitem ederken kendi kilolarınızdan, yoldaki saygısız şoföre kızarken kendi kendinize yaptığınız saygısızlıklardan, işini hakkıyla yapmayan birine kızarken kendi işinizi yapış şeklinize kızdığınızdan veya her kimi ne için suçluyorsanız onun kat be kat sizin kendinize dönen dört parmağı olduğundan hiç ama hiç şüpheniz olmasın. Yani birisini suçlamak için yaptığımız el işaretinde, işaret parmağı karşıyı gösterirken, diğer dört parmağın bizi göstermesi tesadüf değil.

Peki suçluluk duygusu nelere sebep olabilir?

Mesela kendinizi sevmediğiniz bir işte çalışırken bulabilirsiniz çünkü bu işe kendinizi siz mahkum etmişsinizdir. Daha iyisini hak edene, daha iyisine layık olana kadar bu iştesinizdir. Zira cezaları da içimizdeki hakim veriyor. Bazen dışardan bir hakimin bir defa ceza vermesi bizim her gün kendimizi suçlayıp her gün kendimize ceza vermemizden daha tercih edilebilir bile olabilir. Ya da daha basit bir örnek suçluluk duygusuyla yediğiniz bir makarna size koca bir göbek olarak geri dönebilir. Ya da suçluluk duygusuyla kendinizi her an değersiz, yetersiz, mutsuz vb hissedebilirsiniz.

Suçluluk duygusunda anlaşılması gereken önemli bir nokta bu suçların hemen hepsini kendimize karşı işlemiş olduğumuzu fark etmek. Bu da aslında kendimize daha çok değer vermek, daha çok sevgi göstermek, daha çok onaylamak ve daha çok saygı duymak ihtiyacında olduğumuzu gösteriyor.

Eğer içinizdeki o kocaman suçluluk duygusunu fark ederseniz neler yapabilirsiniz peki?

Açıkçası ben de önerilere açığım ama aldığım en güzel önerilerden birisi öncelikle bunu fark ettiğim için kendimi kutlamak “Aferin Güher” demek var. Hele ayna karşısında olursa daha da harika. Fark ettiğiniz duygunun içinde oturmak, onu hissetmek, bedenimizin neresinde olduğunu, yoğunlaştığını fark etmek, bu duyguyu izlemek. Bu duyguyu izlerken nefeslerimizin olabildiğinde sakin ve huzurlu akmasına izin vermek de önemli. Suçluluk illüzyonunu yaratan farklı durumları fark etmek ve bu duyguyu yaşadıktan sonra içinden çıkmak için pozitif bir deneyimi hatırlamak, mesela suçlu hissettiğiniz değil de kendinizi iyi hissettiğiniz bir durumu hatırlamak ve kendimize bu olumlu deneyimi tekrar yaşatmak olabilir. Anda kalmak, farkındalık ve daha derin analizler yapmak da faydalı olabilir. Mesela benim mesai saati örneğinde olduğu gibi. Burada önemli olan şey söylediklerinizin gerçek olması yani bahane olmaması.

Kendinizi suçladığınız konuyu düşünün ve o suçu işlemediğiniz durumları hatırlayın. Mesela kopya çekmek için bakarsak, ben şimdiye kadar yüzlerce sınavda hiç kopya çekmedim, derslerden aldığım bütün notları da bileğimin hakkıyla aldım çünkü kopya çekmeye çalıştığım o iki sefer de stres ve sıkıntıdan başka bir şey getirmemişti. Güzel bir örnek ve aslında benim için çok daha doğru ve genelleyebileceğim bir durum. İnandığınız düşünceleri fark edin, sorgulayın ve tersine çevirin. Tersinin de gerçekleştiği durumları hatırlayın ve genellemenizin ne kadar çarpıtılmış olduğunu fark edin.

Mesela ben makalemi yazmadım diye kendimi suçlu hissediyorum ama aslında makalem için bir çok şey yaptım. Bazı makaleleri tekrar okudum, literatürde yeni çıkanları araştırdım ve kabaca özünü ve girişini yazdım. Geriye ne kaldı ona bir bakıp işe yarar bir plan yapmak. İşte bu noktada sanırım makaleme dönmeyi tercih edeceğim. Ama ana fikri anladınız. Kendinizi suçlu bulduğunuz ve hissettiğiniz her durumda, her şeyi sorgulayın ve göreceksiniz ki aslında bir çoğu sadece illüzyon, sadece kurgu. Hata yapmak yaşamın bir parçası fakat bu hatalara kendimizi mahkum etmekse bizim illüzyonumuz. Her an bir fırsat farkındalık için.

Yargılarımızı sorgulayalım, kendimizi sevmeyi seçelim. Hatta şimdiye kadar yaptığınız her hata için kendimize teşekkür edelim hepsinin amacı bize kim olmadığımızı fark etme şansı tanımak. İllüzyona kapılmak veya kapılmamak seçimlerimizle özgürleşmek bizim elimizde. Özgür, mutlu ve dolu dolu yaşadığımız günler dilerim…

Sevgiler

namaste

Advertisements