Öncelikle bir bakalım karamsar, Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılığıyla “kötümser”, nedir? “Her şeyi kötü yanıyla ele alan, hep en kötüyü bekleyen, kötüye yorumlayan, karamsar, bedbin, pesimist, iyimser karşıtı” demek. Karamsarlık-kötümserlik zaman zaman ciddiyet, entellik, bilgelik, zeka, bilgili olma gibi kavramların arkasında saklı bir sıfat gibi algılanır. Ne demek istiyorum? Bir konuda her şeyin en kötü yanını gören birine sanki çok haklıymış gibi, bir bildiği varmış gibi yaklaşırken; yani o kişinin “ciddi-(şaka olmayan-gerçek )” olduğunu düşünürken; umutlu ve iyimser bir başkasının yorumlarını safdillilik veya hayalperestlik olarak algılama halinden bahsediyorum. Yani kötümser olmanın toplumda bir meziyet haline gelmesinden bahsediyorum. Bunun bir  de hepimizde olan “Ben dememiş miydim?” adlı bir ifade hali de vardır. Kötü bir şey olduğunda öngörülerinin gerçekleşmesini, benliğini değerli hissetmek için kullanma hali. Halbuki tüm Dünya’da bütün mucizeler karamsar olmayan insanların çabasıyla yeşermiştir. İnsan karamsarlıktan uzak ve de “ciddi” olabilir. Ciddi lafını “GERÇEK” anlamında kullanıyorum.  Karamsarlık sizin için “GERÇEKLİK” ise orada durup düşünmek gerekiyor.”GERÇEK”i “ACI ve OLUMSUZLUKLAR” olarak algılamaya alıştığımızda kendimizi bir zindana kapatmış oluyoruz çünkü. Gerçek olandır. Olanın ne olduğu her an değişir. Gerçek bizim gördüklerimiz veya bildiklerimiz değildir. Birilerine göre değişmez. Gerçek gerçektir. Onu örtmek, kapatmak mümkün değildir. Gerçeği olduğu haliyle görebilmek ise bence tam anlamıyla zekadır (TDK zeka: İnsanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset). Bir durumu olduğu haliyle görebildiğimizde o durumu değiştirmek için gerçek bilgiye sahip olabilir, çıkış yolu bulabiliriz. Olduğu haliyle görebilmek içinse öncelikle karamsarlıktan arınmak yani ön-yargılara inanmayı bırakmak gerekir.

Bir konuda olabilecek en kötü şeyi öngörmek aslında sorun değildir aynı şekilde olabilecek en iyi şeyi de öngörmekte bir sakınca yoktur. Önemli olan öngörülerimizin birer analiz olduğunu bilmek ve “GERÇEK”le karıştırmamaktır. Karamsarlık öngörülen durumun gerçek olacağı endişesini içeren bir inanma halidir. İçinde korku, endişe, kaygı, umutsuzluk gibi pek çok duyguyu barındırır ve insanın ne beden ne ruh ne de akıl sağlığı için bir faydası vardır.

Her hangi bir durumda en gerçekçi tahlili yapmak için olan her veriyi kullanmak bilimsel bir yaklaşımdır fakat olasılıkları görmek başka bu olasılıklardan en kötülerine inanmak başkadır. Öte yandan zeka olanı olduğu gibi görmek ve “sanki bir çıkış yolu yokmuş gibi görünen noktadan bile bir çıkış yolu keşfedebilmektir”. Zeka karamsarlıkla bir arada var olabilecek bir hal değildir aslında.

O nedenle siz de yaşamınızda karamsar kişilerin, ciddi, bilgili ve önemli olduğuna içten içe inanıyorsanız bu inancınızı bir kez daha gözden geçirin çünkü yaşamı güzel olasılıklara kapatan bu inanç bizleri bir çıkmaza da sürükler. Gerçeğin kötümser olması tıpkı Şeytanın galip geldiği bir dünyayı kabullenmek gibidir. Kendimize yapabileceğimiz en kötü şeylerden birisidir. Öte yandan iyi hissetmek; özgür, huzurlu, mutlu, tatmin olmuş ve değerli hissetmek karamsarlığın yokluğunda kendiliğinden gelişir zaten. Yani biz karanlık fikirlere inanmayı bıraktığımızda zaten orada doğal olarak bulunan bir özgürlüğe kavuşuruz. Kendimize ayrıca bir iyimserlik maskesi hazırlamaya ihtiyacımız yoktur. Olan gerçektir ve gerçeğin iyi veya kötü olmak gibi bir ihtiyacı yoktur. Olana iyi veya kötü demek insan zihninin bir başka oyunudur.

Peki karamsarlık olmadığında neler olur? Mucizeler… Aslında buna en güzel örneklerden biri hiç kuşkusuz Mustafa Kemaldir. “Ben hayatımın hiç bir anında karamsarlık nedir tanımadım” diyen bir deha tarafından mucizeler gerçekleştirilmiştir. Çok yoğun ve yaygın bir karamsarlık nidası olan “Aman memleketi sen mi kurtaracaksın?” dememiştir kendisine ve muhtemelen kimse de ona böyle bir laf edememiştir. Bir mucizeye vesile olabilmiş ve daha sonrasında “Bana Allah yardım etti, ben talihli bir insanım” diyebilecek kadar mütevazi olabilmiştir.

Üzerimizdeki karamsarlığı nasıl atabiliriz peki? Öncelikle ön yargılardan, varsayımlar ve yaftalardan uzaklaşarak. Gerçeği bilmeden, ne olduğunu araştırıp öğrenmeden, kulaktan dolma facebooktan duyma bilgilerle değil gerçekte olanı, olduğu gibi görebilmeyi seçtiğimizde. İnandığımız karamsar düşünceleri fark edip, onlara inanmayı bıraktığımızda. Her olumsuzluğa teslim olmaktan vazgeçtiğimizde, olanı olduğu gibi görmeye zihnimizi açtığımızda işte bize yepyeni bir dünyanın kapıları açılıyor. Bu dünya özgürlükler, başarılar, ilerlemeler, sevgi ve şefkat dolu bir dünya…” Tek yolu inandığımız düşüncelerden gücümüzü geri alıp yolumuza gerçekle devam etmek…

Sevgi ve ışıkla…

Advertisements